Friday, June 29, 2007

ImageChef.com - Custom comment codes for MySpace, Hi5, Friendster and more


SICAAKKK! ÇOOOK SICAK ...

Evet, Türkiye'nin gündemine sıcaklar oturdu. 3-4 haftadır Tekirdağ'daydım. Geçen hafta, çok özlediğim İstanbul'a geri dönmüştüm ama bu dönüş öyle pek zevkli olmadı. Öyle bi sıcak bastırdı ki, herkesin basından da takip ettiği gibi son 70 yılın en sıcak günlerini yaşadık, yaşıyoruz da galiba hala. İşte İstanbul'da yaşamaya ancak 1 hafta dayanabildim ve oğlumu, yeğenimi alıp doooğru Tekirdağ'a annemlere koştum.Ablacım da okulu kapanınca gelecek inş.Yolda, 6 yaşındaki yeğenim bile sıcaktan o kadar bunalmış olmalı ki ''Teyzee! Keşke kar yağsa. Ben kışı çok özledim' diye söylendi. Akşam eve girince dört bir yandan açılmış pencerelerden içeri süzülen serin rüzgar, uçuşan perdeler sıcaktan ve stresten gerilmiş sinirlerime doğrusu çok iyi geldi. Tekirdağ bugün de serin sayılır. Yani 30 dereceye ne kadar serin diyebilirseniz. Annemlerin evi ki yazın bile serin ve esintili olmakla bilinir, o çok sıcak günlerde kaynamış. Annem termometreli bi saati pencerenin önüne koyduğunda sıcaklığın 50 dereceyi bulduğunu,hatta saatin geçici bir süreliğine kararıp şaşkına döndüğünü anlattı. Salonun pencereye yakın bir köşesinde de 36 dereceyi bulmuş sıcaklık. İste bizim evin ölçümleri böyle. Buralar da sıcak olur yazın ama bu kadarını Trakya halkı da uzun zamandır görmediğinden herkes sudan çıkmış balığa dönmüş durumda. İnsanlar adeta yaşam mücadelesi veriyor. Babam bikaç gün önce klima almaya gitmiş ama servisleri çok yoğun olduğundan hala gelen giden yok. Bekliyoruz... Neyse ki gece 29, bugun de 30 derece sıcaklık var evde. Nefes alınabiliyor en azından. Allah sonumuzu hayır etsin... İnsanoğlu ne kadar aciz...

Uzmanlar, aşırı sıcaklarda vücutta hormonal değişiklikler görüleceğini belirterek, “Sıcak havalar insanları daha sinirli hale getiriyor. İnsanlar daha asabi oluyor” diyorlarmış. Gerçekten de öyle..

Saturday, May 19, 2007

İSTANBUL MANZARALARI

PAZARLAR, SOKAKLAR, İNSANLAR


Rengarenktir İstanbul pazarları. Her semt pazarının ayrı bir havası vardır. Kimisi sosyete pazarı, kimisi halk pazarı... Bağırıp çağıran pazarcılar, her serginin başında bir hazine bulmuşçasına heyecan içinde eşyaları karıştıran müşteriler, simitçiler,yaşlılar, gençler,bebek arabasıyla pazara gitme gafletinde bulunmuş taze anneler,yankesiciler, daha neler neler..

Sebze- meyvenin her türlüsüne rastlarsınız İstanbul pazarlarında.. Domatesler mis gibi kokar, dolmalık biberler Amerika`da bir adam doyuran o koca biberlere inat küçücük minicik,körpeciktir...Meyveler, zeytinciler, ürünleri pek de hijyen görünmeyen peynirciler... Ama İstanbul pazarlarının asıl renkli yanı giyim kuşam kısmıdır. Kadıköy`deki Salı pazarı, Bakırköy pazarı gibi pazarlar daha çok giyim eşyalarının renkliliği ve çeşitliliğiyle ünlüdür. Ayakkabıcılar, çantacılar, her türlü markanın taklit ürünleri, ihracat fazlası kıyafetler, parfümler, gözlükler... Yok yoktur İstanbul pazarlarında...

Fatih`teki Çarşamba pazarı ve Fındıkzade`deki Cuma pazarı uğrak yerlerimden oldu son 10 gündür. İkisinin de Salı pazarından eksiği yok, fazlası var. İğne atsanız yere düşmez.Fiyatlar derseniz her telden çalıyor.. Mağaza fiyatlarını geride bırakmayan ürünler oldğu gibi, 3 buçuk liraya badi, 6 liraya etek, 5 liraya eşarp dahi bulabilirsiniz. Züccaiye ürünleri bilhassa plastik ve porselen mutfak eşyalarında müthiş bir renklilik sözkonusu.

RENKLİ ŞEHRİN PEK DE RENKLİ OLMAYAN MANZARALARI

Herşey iyi hoş da, bizler pek hoş değiliz gibime geldi yine bu sene. Bazı insanların birbirine karşı tahammülsüzlüğü, sabırsızlığı, mahalle ağzıyla konuşmalar, hakaretler `eyvah` dedirtip, dudak ısırtıyor insana. Satıcıların birçoğu `müşteri velinimetim değildir` diyor adeta; zira sergideki eşyaları karıştırıp kendine göre birşeyler bakan müşteriyi fena halde azarlayabiliyorlar zaman zaman. Pazara gitme hevesiyle bebek arabasıyla kalabalığa dalan genç anneler, kalabalıktan bunalmış bazı teyzelerin direkt hedefi olup, bir güzel paylanıyorlar. Minik oğluma evde annem baktığı için şükrediyorum kendi kendime..

Bu kadar kalabalık biraraya gelir de, yankesicilere gün doğmaz mı? Geçen yıl bir genç kızın cep telefonunu alıp kaçmaya çalışan bir yan kesicinin kızlar tarafından bir güzel pataklandığına şahit olmuştum. Geçtiğimiz gün de alışveriş yaparken çantası kesilen ama bunun farkında bile olmayan bir kadın, yankesicilerin mağduru oldu. Kimbilir daha kimlerin canı yandı. Ee kolay değil,`mal canın yongasıdır`diye boşuna dememişler. Benim de üniversite hayatımın ilk yılında tramvay da başıma gelmişti bu iş. Hiç anlamadan çantamdan cüzdanımı nasıl alıvermişler bilemiyorum. Keşke yeteneklerini hayırlı işlerde kullansalar...





YİNE DE VATAN, İLLE DE VATAN

Evet, memleket bu olumsuzluklara rağmen hala güzel... Ben insan ilişkileri konusunda avam tabirle biraz `tırsmış` olsam da, alışveriş yaparken pazarda da, mağazada da her an ekşi bir yüzle karşılaşmaktan çekinir olsam da, trafikte arabayı üstüme üstüme süren sürücülere sinir olsam da,yine de Turkiye cok güzel, shish kabab harika, Turkish delight nefis, Süleymaniye huzurlu, bogaz püfür püfür...

Tuesday, May 15, 2007

GÖKYÜZÜNDEN NEW YORK

Daha önce New York`a birkez gitmiştik ama bu şehri (ya da eyaletin bir kısmını) gökyüzünden ilk görüşüm oldu. Daha önceki Türkiye seyahatlerimde Chicago üzerinden aktarma yapıyorduk. Küçük uçağın penceresinden Manhattan görünmeye başlayınca beni bir telaş aldı. Bu güzel kareleri kaçırmamalıydım amma ve lakin yanımdaki yaramaz oglumla, çantanın dibindeki fotoğraf makinesini çıkarıp pilleri takana kadar epey bir vakit kaybetmiş oldum. Fotoğraflarda Manhattan(uzaklardan),Brooklyn, Long Island, JFK havaalanı yakınları ve Atlas okyanusu kıyıları görünüyor. İşte yakalayabildiğim karelerden bazıları...







Sag köşeden ortaya dogru uzanan kara parçası Manhattan,tabii cok uzaktan çekebildiğim için gökdelenler hayal meyal görünüyor.

Atlas okyanusu kıyıları...

Thursday, May 10, 2007

Türkiye'deyim


MEMLEKET HAVASI



Bize epey uzun gelen yorucu bir uçak yolculugundan sonra cok şükür memleketimize ve sevdiklerimize kavuştuk...

(Fotografı gecen yıl geldiğimde kuzenim cekmişti.Gülhane Parkı`ndaki Tepeüstü çay bahçesi.Sanırım Nisan ayı ya da Mayıs başıydı,epey üşümüştük o gün. Nefis bir İstanbul manzarası var. Bu yıl henüz gidemedik.)









Wednesday, April 25, 2007

Nice yillara

NICE MUTLU YILLAR DILERIM ABLACIGIM!










Eveeetttt 25 Nisan canim ablacigimin dogum gunu. Guzel ablacigima, Rabbim'den sevdikleriyle beraber gecirecegi nice mutlu, huzurlu ve saglikli uzun yillar dilerim. Iki cihanda da mutlu ol ins bitanem. Gecen yil dogumgunu pastana iki gun gecikmeyle yetisebilmistim. Hala tadi damagimdadir. Bu sene de bi dilim ayir diyecegim ama gelene kadar bayatlar. Napalim, kismet..

Eveet, gelelim blogumun hal-i pur melaline. Herkes sitem etmekte hakli tabii. Neredeyse 1 ay gecmis son yazimin ardindan. Ama bastan soylemistim bu gazeteci tembel gazeteci diye. Sevgili arkadaslarim sagolsunlar, kimisi siteyi basmayi dusunuyor, kimisi tembellik kardesi olduk diye seviniyor (di mi Baharcim??Ben de senin sayfana gelince hala eski postu gorunce mutlu oluyordum canim, bil mukabele yani; amma velakin benden hizli cikip yenilemissin)...

29 Mart'taki postta, buralara bahar geldi demistim. Cok gecmeden kis geri geldi o baharin ustune.(Zehra'nin da dedigi gibi :) Balkonumuzun kenarindaki kucuk agacin yesermis yapraklari kurudu, kavruldu. Sonra tam yeniden bahar geldi derken, yine soguklar bastirdi. Geceleri bardaktan bosanircasina yagan yagmurlar, serin hava...



Son zamanlarda 'evdeki gazeteci'ye bi haller oldu. Bilhassa Chicago yillarinda ve bebek oncesi zamanlarinda 'bilgisayarim benim canim, arkadasim, dostum filan diyerek, internetle yatip, internetle kalkan gazeteci gitti, yerine bebek sallayip yatan, sabahlari can hiras feryatlarla 'annneee' diye uyanan (sanki ne varsa o kadar bagiracak) bi sevimli yaratikla kalkan bi gazeteci geldi. Yani yaklasik iki yildir bu boyle de, son zamanlarda bilgisayar ve internetten iyice uzaklasir oldu evdeki gazeteci. Yani bunun sebebi emektar masaustu bilgisayarin gocmesi, sonra tamiri, sonra yeniden minik sevimli! yaratigin eziyetlerine dayanamayarak 'artik ben yokum'demesi, 'sen yoksan ben de su kalu beladan kalma antika laptopla yetinmesini bilirim diyen 'evdeki gazetecinin' yine evdeki minik yaratigin yeni icraatlari sonucunda avucunu yalamasi olabilir ki soyle; antika laptopun antika tuslari minicik, ufacik, kucucuk parmaklar tarafindan hergun biraz daha fazla sokulup, neredeyse tek disi kalmis canavar haline getirildiginden, artik bilgisayarda yazi yazmak eziyet haline gelmis bulunmakta... ve bunlarin da otesinde gazetecinin bilgisayar basinda artik cani sikilmakta.

Bak yine yoruldum, belim,bacaklarim agrimaya basladi masa basinda. Bizim sevimli yaratik (geceleri aglaya bagira uyandiginda o kadar da sevimli gelmiyo ama neyse) beni cagiriyo. Bu cocuklar gecenin bi vakti ne diye kalkarlar ki???

Wednesday, March 28, 2007

Buralara da Bahar Geldi





Havada mis gibi bir koku var... Birkac gun oncesine kadar kupkuruydu dallar. Simdiler de ise hayat emareleri taptaze tomurcuklar yuzlerini gostermeye basladi. Hep dusunurum, bahar ayi acaba cennete en cok benzeyen mevsim midir diye... Belki de oyledir bilemem ama apacik gorunen bisey var ki, o da; yeniden dirilisin en buyuk emaresi oldugu. Heryil taptaze bahar meltemleri ve kuru dallarda patlayan tomurcuklar, topraktan yuzunu cikaran tohumlar, adeta 'birgun oleceksiniz ama oyle bir gun gelecek ki, o zaman da yeniden dirilecesiniz' diye mujde veriyor.



Gecen gece, herkes uyuduktan sonra balkona ciktim. Ne enfes bir havaydi. Ilik ve sakin bahar gecesi, bir fincan cay, yaninda guzel bir kitap, karsimda tomurcuga durmus agaclar ve tatli bir huzur...

Buralardan bir yazar gecti..






Evdeki gazetecinin objektifine yaklasik bir ay kadar once yansiyan bir fotograf bu da. Dedim ya, evdekigazeteci cok tembel oldugundan, haberi vaktinde vermeyip, bayatlatiyor maalesef.



Evet, aradan yaklasik 1 ay gibi bir sure gecti ama ancak yazabildim. Yazar Vehbi Vakkasoglu buradaydi .Bir universitenin konferans salonundaki konusmasini buyuk bir zevkle dinledik. Canakkale Ruhu'ydu konusmasinin konusu. Daha once de bahsettigimiz Canakkale kahramanlarinin fedakarlik ve kardeslik duygularindan bahsetti. Icimize isleyen yasanmis orneklerle... Ve bugun bu ruha ne kadar da cok ihtiyac duydugumuzu ifade etti yazar. Cikista kitaplarini imzalarken, biz de duramadik, minik oglumuz ve benim icin birer kitabini imzalattik. Diline, kalemine saglik muhterem yazarin.


Ben birkac kitabi haricinde diger kitaplarini okumamistim ama kendisi ve eserleri hakkinda web sitesinden epey bilgi edinebildim. Radyo programlarini da dinlemek nasip olmamisti ama ilk firsatta dinlemeye calisacagim. iIgilenenler icin link asagida.



Sunday, March 18, 2007

CANAKKALE GECILMEZ








''Şu Boğaz harbi nedir?

Var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi

Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya

Ne hayasızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı

Nerede, gösterdiği vahşetle bu bir Avrupalı''...


Mehmet Akif Ersoy








- Bir arkadasa veda ederken, bir baska arkadasimizin da mezuniyetini kutladigimiz, bir yandan huzunlenirken, bir yandan da eglendigimiz, biraz da belki dagittigimiz bir gecenin ardindan... Iste hayattan bir kare daha..


---Alistigimiz yuzlere, isindigimiz dost kalplere veda etmek ne zor degil mi? Kimi zaman giden biz oluyoruz, kimi zaman da kalan... Ama her halukarda da bizi bekleyen, ayrilik. Birlikteyken gecirilen zamanlarin kiymetini bilemedigimiz gercegi, en cok da ayrilirken yuzumuze yuzumuze carpiyor. En son ayriligimizi yasarken, giden biz olacagiz... En buyuk mesele de zaten bu son ayrilikta gule gule gidebilmek degil mi?... Ama gitmelerin yeni kavusmalari, tatli vuslatlari da beraberinde getirecegini umid etmek de en buyuk teselli...




Sen de gule gule git guzel arkadas. Yolun acik olsun...


Monday, March 12, 2007

Haftasonundan iki film



Haftasonu izledigimiz iki film.
Ilki Bush'la baskanlik yarisinda once kazandigi soylenerek Amerika Birlesik Devletleri baskani olarak ilan edilen, sonra da enteresan bir sekilde onun degil de Bush'un kazandigi bildirilen (Florida olaylari...) Al Gore'un hazirladigi "An Inconvenient Truth, Global Warning" adli belgesel film. Kuresel isinmanin dunya capinda bir problem olarak kabul edilmesini saglamak icin hazirlanmis filmi, belgesel severlere ya da konuya ilgi duyanlara tavsiye ederim. Kuresel isinma konusunda genis bir bilgiye sahip olmamakla birlikte, sanirim dunyada, Amerika'da ve kendi ulkemizde bunun etkilerini goruyoruz. Istanbul'daki yegenim bugun telefonda 'kar yagacak, kartopu oynayacagiz teyze' diye hayal kuradursun, kis gecti, bahar geldi Istanbul kar yuzu gormedi. Sonumuz hayir olsun diyelim.




Burada da oldukca yumusak bir kis gecirdik, Subat ayindaki 2-3 cok soguk haftayi saymazsak.



Diger film ise " Stranger than Fiction". Yine 2006 yapimi bir film. Biz filmleri oglumuz dogdugundan beri sinemaya gidemedigmiz icin geriden takip ediyoruz. Gerci pek de eski sayilmaz bu film de. Bir vergi burosu mufettisi olan Harold Crick birden kendisinin yazilmakta olan bir hikayenin konusu (kahramani) oldugunu farkediyor. Yazarin sesini sadece kendisi duyuyor. Roman bir anda is ve ozel hayatini etkilemeye basliyor ve sonra yazarin bu roman kahramanini yani kendisini romanin sonunda oldurecegini farkediyor. Bir dizi olaylarla gelisen ilginc sayilabilecek bir film. Sinema yorumcusu degilim, cok fazla bisey yazamam ama Hollywood sakinlerinin hayalgucu iyi isliyor.. ne diyim..

Monday, March 5, 2007

Kitap okumalari- Istanbul Geceleri



Son zamanlarda okudugum kitaplardan bahsetmek istiyorum. Ruya sehir Istanbul'u anlatan, ama eski Istanbul'u anlatan bir eser, Istanbul Geceleri. Samiha Ayverdi'nin zarif ve icten bir dille 1952 yilinda yazdigi ve o tarihten 40 yil oncesini biraz da hasretle anarak anlattigi kitapta eski Şehzadebaşı, Bayezid, Süleymaniye, Üsküdar,Aksaray,Beyoglu,Adalar,Çamlıca ve daha bircok taninmis Istanbul semti tarih sayfalarinin icinden cikip gozlerinizin onunde arz-i endam ediyor. Ayverdi,kitabi kaleme aldigi 1952 yilinda bile eski Istanbul'a hasret duyduysa, acaba o her semti ayri guzel sehrin bugunku hal'i pur melalini gorse ne hisseder, ne derdi? Oturur bir kitap daha yazar miydi? Kimbilir...
1993 yilinin Mart ayinda vefat eden yazari rahmetle aniyorum.
Istanbul Geceleri'nden bir alinti:
" Istanbul tiryakiligi.. buna insafli olup da Istanbul hastaligi da desek olur. Iptilanin bir derecesi vardir ki artik bize zevk yerine istirap verir. Fakat bu oyle bir istiraptir ki, bedelini hicbir zevkin dudaginda bulamayiz. Belki de bu yuzden bir Istanbul tiryakisi, icinde dogup buyudugu bu sehrin heyecani afetine yakalanmis samimi bir Istanbul divanesidir."
Zaman zaman kitaptan baska alintilar da alip yayinlamayi dusunuyorum. Okunulasi kitaplardan biri diyebilirim.Universite kutuphanesinin Turkce kitaplar bolumunde de bulunan bu kitabi istegim ustune beni kirmayarak odunc alip getiren Zehra arkadasima da buradan coookkk tesekkurler ediyorum.

Friday, February 16, 2007

Guzelim Bogaz ve Rumeli Hisari

2006 yazinda cektigim fotograflardan. Anadolu Kavagi'na cumbur cemaat ailece giderken




Istanbul oyle buyulu ve insani kendine baglayan bir sehir ki... Adim adim butun sokaklarini gezsem yine de doymayacakmisim gibi geliyor. Hele o tarih. Ne yana baksam gordugum o yasanmislik! Tarihi mekanlarda hep zamana yolculuk yapmak istemisimdir. Yazin Istanbul'un fethinin kutlandigi siralarda oradaydim. Gosterilere yetisemedim ama sonrasinda annem, kuzenim Imran ve minik oglumla surlarin dibinde yuruduk, fotograflar cektik. Kimbilir neler yasanmisti o surlarin dibinde 1453 senesinde. Ulubatli Hasan bayragi tam olarak nereye dikmisti acaba?? Bir televizyon ekranindan seyreder gibi seyretmek isterdim o gunleri...

Ya o guzelim bogaz kenarina serpistirilmis saraylar, yalilar.. Oralarda yasanan tarihi, gecmisin Istanbul'unu, Istanbul'un gecmiste kalmis o insanlarini gormek isterdim... Topkapi Sarayi'nin bahcesinde dolasirken, kim hayal etmez orada yasanan Osmanli'nin en ihtisamli ve guzel gunlerini... Kim istemez seferden donen padisahi atinin ustunde seyretmeyi...
Bunlar simdilik olabilecek seyler degil tabii ki ama sanirim Istanbul'u bir bilenle gezmek, Istanbul'un tarihine, gecmisine vakif bir insanla yeniden Istanbul'u kesfetmek guzel olurdu.





Istanbul

Ozledigim sehir





Aslinda 2006 yazinda cektigim bir fotograf. Makinenin tarih ayarini duzeltmedigim icin 2000 yilini gosteriyor.
Ne guzel soylemis sair... en sevdigim Istanbul siirlerinden biri...
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
Necip Fazil

Tuesday, December 12, 2006

Yasadigim sehir...

Bahar aylarinda cektigim sehrin goruntusu

Dunyanin dort bir yanindan kapimizi tiklatanlar
 
Locations of visitors to this page